Baldaki ahestelik, suyun "boyun eğiciliğine" isyanıdır.
Letafet, Melâhat.
Bazı elfaz, lügatteki isti'maliyle bazı manalara şamil olamayabilir, onları ifadede takatsız kalabilir. Bunlar daha çok istilahtaki anlamıyla, şahsın o mefhûma kattığı zatî manayla, mahza şahza munhasır bir fehmi edayla şahıstan şahısa değişir. Hâsıl bu mefhumun idraki de mahzâ şahıstaki tahayyülün bir aksirûâbıdır. Melâhat de bu lafızlardandır. Lügavi anlamıyla güzellik; Estetik bir zevk, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik, hüsündür. Eksikliğini hissettiğim tarifi, genişletme ve anlatma zorunluluğu hissetmeden bir kaç kelamı kendime mazur görüyorum. Ancak zihindeki tehayyülü satırlara aksettirmek zor bu ifade için. Biz "güzellik" ismini "güzel" ile isimlerin başına sıfat, bazen de zarf olarak kullanırız. Ancak bu mesele etimologların saha alanına girer ve yalnızca şeklîdir. Öte vechi, daha çok bu lafzı nerede ve nasıl kullandığımızdır. Güzellik zihinde derecelerle ifade edilir. Çok güzel bir şeydençok karmaşık bir şeye kadar herşeyi güzel sıfatıyla veya bu manaya tealluk eden bir manayla karşılayabiliriz. Zihnimde güzellik için işaret edebileceğim ilk mana maddi veya farazî herhangi bir şeydeki "ahenk" tir. Ahenk bir bütünün tüm parçalarının diğer tüm parçalarıyla bir uyum içinde olmasıdır. "Rüyada kendimizi yalnızca güneş ışınlarının doldurduğu bembeyaz bir odada, havada biç bir kaygımız olmadan ve hiç bir şeyi düşünmeden öylece kalakaldığımızı ve serin, tatlı bir rüzgarın bedeninizi sarmaladığını hissedin." cümlesinin sarfı dahî bir söz dizimi ahengi meydana getirdiği gibi hissiyatı da tamamen ahenk içre addedilebilir. Ancak kaygısız olmayı tersine çevirirsek, ve o ortamda kaygı ile olanları yaşarsak, bahsettiğimiz ahengin büyüsü bozulmuş, güzellikte inkırazı haiz bir tablo meydana çıkar. Nasıl ki beyaz bir sayfa üzerindeki bir nokta, sayfaya bakıldığında dikkatleri üzerine çekip tüm ahengi bozuyorsa, kezâ bu da aynî olarakahengi ve güzelliği bozmaktadır.Ahenk karmaşık şeylerde de olabilir. Ancak ben karmaşıklığı zatî olarak güzelliğin dışında addettiğimden, karmaşık şeylerdeki ahengi güzellik makamıyla tavsif etmiyorum. Güzellik sadeliğin ahengidir. Bu tarif daha çok maddî ve farazî eşyanın sana hissettirdiği iç sezgi ve dışa aksinin sendeki ahenk tasavvurudur.
Dedikya, güzellik derecelerle ifade edilebilir. Güzellik, aslına itibarla ve beşere has duygularla bir nesneye bir mefhûmaveya bir tehayyüle anlam vermektir.İnsan ağladığında, gözünden yanağına doğru akan o göz yaşının, tarifi gayri mümkîn olan duygu yoğunluğunun dışa tezâhürüdür. Güzellik o tek damla yaş ve ifade ettiğidir. Soğan soyan birinin gözünden gelen yaş bununla ifade edilemez. Aslen bu ikinci dereceden tarif ettiğim güzellik, sanat mefhûmunun temelini teşkil eder. "Sanat varsa güzellik vardır", doğru bir ifade değildir. Bilakis bunun sanat olduğuna dair şüphelerim çok şiddetlidir. Ancak güzellik olan yerde sanat vardır.Bu önermelerim, yazının başında da ifade ettiğim gibi tamamen şahsîdir. Bunu okuyanaların, (acaba bunu okunması için mi yazdım) benimle aynı istikamette düşünmelerine gerek yok ve de neden yok. Ancak bu düşüncelerim masumiyet ifade eden "Göksu Sefası" ndaki yüzden, ağlamaklı halde duran çocuğun gözünden dökülmek üzere duran bir damla gözyaşından, ya da beli bükülmüş yaşlı birinin terbiyeciliğinden aldığım hazzı neden Picasso' nun o "dünyaca ünlü" eserlerinden alamadığımın bir ispatıdır. Belki bahsi geçen şahıs da "eserlerinde" bazı anlamları ifade etmiş olabilir, ama bana ulaşamayan bir manayı, güzellik makamına raf etmem, ancak kendime saygıyı addetmemem yoluyla olabilir.
Üçüncü dereceden bir güzelliği ise tefekkür edip keşfedesiniz diye sizin dimağlarınıza, sancılı tekâmülünüze, ve hakîkat yolundaki terakkînize bırakıyorum. Vesselam...
Not : Baldaki ahestelik suyun "boyun eğiciliğine" isyanıdır. Hilkâtin iktizâsı ise haktır. (şahsi âciz)

0 Comments:
Post a Comment
<< Home